Romanların Yaşam Felsefesi

 In Hikayeler

Bir adam ölür… Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı’nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını fark eder. Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçer:

Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı…
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.

Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların!

Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim… Param…
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.

Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.

Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait.

Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait.

Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.

Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.

Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.

Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı’nın elinden alıp açtı… BOŞTU! Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı’ya sordu…

Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin.

Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi. Hayat sadece bir andır.

HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.

HAYAT BİR GÜNDÜR, O DA BUGÜNDÜR…